Tagged: Sürdürülebilirlik
Su Politikaları Derneği’nin COP31 için yaptığı “Doğayı ve iklimi birbirine bağımlı öncelikler olarak ele almalıyız” çağrısını okuyunca açık söyleyeyim, benim içimden alkışlamak değil, biraz da kızmak geliyor, çünkü biz bu konuları yıllardır konuşuyoruz, doğayı...
Dünya Meteoroloji Örgütü gene bi rapor yayınlamış, dünyanın su düzeni bozuluyomuş, nehirlerin suyu azalıyor, yeraltı suları çekiliyo, dağların karı eksiliyo, bi yerde kuraklık milleti kavururken öbür tarafta sel gelip evini barkını götürüyo, yani dünyanın...
Bazen bir ülkenin önüne öyle bir fırsat gelir ki, onu kaçırdığınız zaman bir dönemi kaçırırsınız. Yıllar sonra dönüp bakarsınız ve “Dünya kapımıza kadar gelmişti, biz ne yaptık” dersiniz. İşte COP31 Türkiye için tam da...
Hele bi durun gari… Şöyle bi güneş panelini önünüze alın da arkasına bi bakın; orda küçücük bi kutu var, adına junction box diyolar, bizim buralarda olsa “Ula bunun da mı adı varmış?” deyip geçeriz...
Ula gari, artık yeter! Kuraklık kapıya gelmedi, evin içine girdi! Toprak kuruyor, göller çekiliyor, yeraltı suyu aşağı kaçıyor, tarım susuyor; biz hâlâ “yağmur yağmadı” deyip işin içinden çıkmaya çalışıyoruz, sanki bu memleketin suyu bizim...
Bazen dünyanın öbür ucundan gelen bir haberi okuyup şaşırıyorsun, sonra gururlanıyorsun, biraz daha okuyunca için burkuluyor ve en sonunda da “yahu biz neyi bekliyoruz” diye kendi kendine kızmaya başlıyorsun. Çünkü Kanada’da adamlar pilin nasıl...
Ben Sarı Keçili Yörüğüyüm gardaş, öyle çok süslü laf bilmem, bizim oralarda insan ne düşünüyorsa onu söyler, gönlünden ne geçiyorsa dilinden o çıkar, bazen cümle yamuk olur ama sözün içinde yalan olmaz; onun için...