GOCA DÜNYA DÖNÜYO, BİZ DAHA NE BEKLİYOZ?

Ben Sarı Keçili Yörüğüyüm gardaş, öyle çok süslü laf bilmem, bizim oralarda insan ne düşünüyorsa onu söyler, gönlünden ne geçiyorsa dilinden o çıkar, bazen cümle yamuk olur ama sözün içinde yalan olmaz; onun için bugün size biraz Miscanthus’tan, biraz SAF’tan, biraz da bizim memleketin geleceğinden bahsedecem, çünkü ben bu meseleye yalnızca bi enerji işi olarak bakmıyom, ben burada bizim toprağın, bizim çiftçinin, bizim çocukların ve daha doğmamış torunların geleceğini görüyorum.
Goca dünya değişiyo gardaş, eskiden petrolün peşinde koşan dünya şimdi karbonu azaltmanın, sürdürülebilir yakıt üretmenin ve enerjide dışa bağımlılığı azaltmanın hesabını yapıyo, uçaklar yine gökyüzünde uçacak ama artık o uçağın deposuna konan yakıtın nereden geldiği, nasıl üretildiği ve dünyaya ne kadar yük bıraktığı da hesap edilecek; işte tam burada bizim Miscanthus dediğimiz çok yıllık enerji bitkisi karşımıza çıkıyo, doğru toprakta ve doğru şartlarda yetiştirildiğinde yüksek miktarda biyokütle üretebilen bu bitkinin uygun teknolojilerle etanole, etanolün de ATJ yani Alcohol-to-Jet teknolojisiyle SAF’a, yani sürdürülebilir havacılık yakıtına dönüştürülmesi mümkün olabiliyo.
Şimdi biri bana “Hasan, sen gene neyin hayalini kuruyon?” derse, ben de derim ki gardaş, ben öyle boş hayal kurmuyom, dünyanın nereye gittiğine bakıyom; Avrupa Birliği ReFuelEU Aviation düzenlemesiyle havacılık sektöründe SAF kullanımını artık ciddi hedeflerle zorunlu hale getiriyo ve 2025 yılında yüzde 2 olan SAF payının 2030’da yüzde 6’ya, 2050’de yüzde 70’e çıkarılmasını öngörüyor, yani Avrupa daha şimdiden yarının uçak yakıtını planlıyo ve bunun yanında sentetik havacılık yakıtları için de ayrı hedefler koyuyo, biz ise hâlâ “bu iş olur mu olmaz mı” diye birbirimize bakarsak, yarın o yakıtı üreten değil, satın alan taraf olabiliriz.
Türkiye de artık bu yolun dışında değil gardaş, çünkü Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan SHT-SAF Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı Talimatı 26 Haziran 2025 tarihinde yürürlüğe girdi ve böylece Türkiye’de SAF’ın sürdürülebilirliği, kullanımı ve uygulama esasları bakımından hukuki çerçevenin temeli atılmış oldu; yani daha dün konuştuğumuz şey bugün devletin mevzuatına girmiş bulunuyo ve ben diyorum ki madem dünya bu yola girmiş, madem Türkiye de hukuki altyapısını oluşturmaya başlamış, o zaman bizim de bugünden yarının hesabını yapmamız lazım.
Benim Miscanthus’a bakışım da tam buradan başlıyo gardaş, çünkü ben bu bitkiyi sadece tarlada yetişen bi ürün olarak görmüyom, ben onun arkasında çiftçinin emeğini, tarım arazisinin değerlendirilmesini, biyokütlenin sanayiye taşınmasını, etanol tesislerini, ATJ teknolojisini, SAF üretimini, yeni fabrikaları, yeni mühendislik alanlarını ve yeni istihdam kapılarını görüyorum; düşün hele, bugün bizim tarlamızda yetişen Miscanthus yarın bi tesise gidiyo, orada işleniyo, etanole dönüşüyo, sonra uygun teknolojiyle SAF’a dönüşüp uçağın deposuna giriyo ve o uçak gökyüzüne yükselirken aşağıda bizim çiftçinin emeği, bizim toprağın bereketi ve bizim insanımızın alın teri uçakla beraber gökyüzüne çıkıyo.
Ama gardaş, bu işin bi de ciddi tarafı var, “Miscanthus ekeriz, yarın SAF üretiriz” demekle bu iş bitmez; bunun tarla araştırması yapılacak, verim hesabı yapılacak, su ve toprak şartları incelenecek, lojistik hesabı yapılacak, etanol üretim teknolojisi kurulacak, ATJ teknolojisi geliştirilecek, uluslararası sertifikasyon süreçleri tamamlanacak ve Avrupa pazarına girecek yakıtın sürdürülebilirlik ile yaşam döngüsü emisyon şartlarını karşılaması sağlanacak, yani bu işin içinde hayal kadar bilim, heyecan kadar hesap ve cesaret kadar da sabır olması gerekiyo.
Benim korkum şudur gardaş, biz bugün “daha zamanı var” deriz, yarın dünya SAF’a geçer, Avrupa kendi tedarik zincirini kurar, yatırımcılar başka ülkelere gider, teknoloji başka yerde gelişir ve biz yine dışarıdan bakıp “vay be, adamlar yapmış” deriz; halbuki bizim de toprağımız var, güneşimiz var, çiftçimiz var, gençlerimiz var, mühendisimiz var ve eğer aklımızı, emeğimizi ve yatırım gücümüzü aynı yerde buluşturabilirsek Miscanthus’tan SAF’a uzanan bu zincirin içinde Türkiye’nin de güçlü bi yeri olabilir.
Biz Sarı Keçililer göç ederken bile yolun sonunu düşünürdük gardaş, yazın yaylaya çıkarken kışın nerede konacağımızı, sürüyü nereye götüreceğimizi, suyu nereden bulacağımızı hesabederdik; şimdi memleketin geleceği için de aynı hesabı yapmak zorundayız, çünkü bugün attığımız adımın karşılığını belki biz değil, bizim çocuklarımız ve torunlarımız görecek, onun için ben diyorum ki Miscanthus’a yalnızca bi bitki diye bakmayalım, SAF’a yalnızca uçak yakıtı diye bakmayalım, bunların ikisini birlikte düşündüğümüzde tarımla sanayiyi, çiftçiyle mühendisi, toprağın emeğiyle gökyüzünün geleceğini birbirine bağlayan kocaman bi fırsat görüyoruz.
Goca dünya dönüyo gardaş, Avrupa hedefini koyuyo, Türkiye hukuki altyapısını hazırlıyo, havacılık sektörü yeni yakıt arıyo, yatırımcı yeni pazar arıyo ve dünya karbon hesabını her geçen gün daha fazla önemsiyo; biz de artık birbirimize “olur mu acaba” diye bakmak yerine, bu işin bilimini yapalım, hesabını yapalım, Ar-Ge’sini yapalım, yatırımını planlayalım ve Türkiye’yi bu yeni pazarın seyircisi değil, oyuncusu yapalım.
Ben Sarı Keçili Hasan olarak şuna inanıyom gardaş; bugün toprağa diktiğimiz Miscanthus yalnızca bi bitkinin kökü değildir, eğer aklımızı ve emeğimizi doğru kullanırsak o kök yarın Türkiye’nin enerji bağımsızlığına, tarımın geleceğine ve gökyüzündeki yeni yakıt düzenine uzanan bi yolun başlangıcı olabilir ve belki yıllar sonra bi uçağın gökyüzünde süzüldüğünü gördüğümüzde, “Hele bak gardaş, o uçağın yakıtında bizim toprağın da emeği var” diyebilmenin gururu bize yeter.
Çünkü Yörük bilir gardaş; yola çıkan yorulur ama yola çıkmayan hiçbir yere varamaz.


