JUNCTION BOX’A ANTİ-DAMPİNG: GÜNEŞE DE Mİ VERGİ KOYACAĞIZ GARI?

Hele bi durun gari… Şöyle bi güneş panelini önünüze alın da arkasına bi bakın; orda küçücük bi kutu var, adına junction box diyolar, bizim buralarda olsa “Ula bunun da mı adı varmış?” deyip geçeriz ama meğer o küçücük kutunun işi büyümüş de büyümüş, öyle büyümüş ki bugün Türkiye’nin güneş enerjisi meselesinin tam ortasına oturuvermiş.
Ticaret Bakanlığı, Çin menşeli bazı junction box ürünlerine yüzde 38,23 ile yüzde 57,11 arasında değişen dampinge karşı kesin önlem getirmiş; okuduk, baktık, düşündük ve dedik ki: “Ula gari, bu gerçek mi, gülelim mi, ağlayalım mı?”
Şimdi kimse yanlış anlamasın gari; yerli üretici korunsun, haksız rekabet varsa önüne geçilsin, damping varsa tedbir alınsın, bunlara bizim itirazımız yok, hatta yerli üretimin güçlenmesine ve Türkiye’nin kendi teknolojisini, kendi sanayisini oluşturmasına bizim sözümüz de olmaz, ama bizim oralarda bi laf vardır: “Hesabı kitabı yapmadan eşeği yola sürme.” İşte bizim derdimiz tam da burada başlıyo gari.
Çünkü bu junction box meselesi bugün ortaya çıkmadı; bunun geçmişi var, hem de öyle iki günlük değil, 2016’dan beri güneş enerjisinde ithal panel, yatırım teşviki, anti-damping derken mesele parça parça büyüdü, biz her seferinde “Tamam gari, demek mesele bu kadarmış.” dedik ama meğer daha yolun başındaymışız.
2016’da yurt dışından temin edilen güneş panellerinin yatırım teşvik sistemindeki durumu değişti, ardından Çin menşeli fotovoltaik panel ve modüllere yönelik anti-damping önlemleri geldi, 2017’de metrekare başına 20 ila 25 dolar arasında değişen dampinge karşı kesin önlem uygulanmaya başladı ve 2023’te de bu önlemlerin devamına karar verildi; biz de dedik ki: “Tamam gari, demek mesele bu kadarmış.” Meğer daha yolun başındaymışız.
Sonra iş hücreye geldi; 24 Ağustos 2024’te yapılan düzenlemelerle, belirli üretim şartlarını karşılamayan ve yurt içinde üretilmiş güneş hücresi kullanılmadan yapılan bazı panellerin yatırım teşvik belgesi kapsamında değerlendirilmesine yeni şartlar getirildi ve böylece artık yalnızca “Panel nerede üretilmiş?” diye bakılmıyor, panelin içindeki hücrenin nereden geldiği, nasıl üretildiği ve üretim zincirinin nereden başladığı da hesabın içine giriyor gari.
Derken iş alüminyum çerçeve ve solar cama kadar uzandı, şimdi de sıra panelin arkasındaki küçücük junction box’a geldi; insan ister istemez şöyle bi durup soruyor: “Daha kaç parçaya anti-damping koyacağız gari?”
Çünkü güneş paneli dediğin yalnızca panel değil ki gari; içinde hücre var, solar cam var, alüminyum çerçeve var, junction box var, kablo var, konnektör var, inverter var, konstrüksiyon var, lojistik var, finansman var ve bunların tamamını yan yana koyduğun zaman ortaya yatırımcının ödemek zorunda olduğu gerçek maliyet çıkıyor, sonra da yatırımcının karşısına geçip “Hadi gari, güneş enerjisine yatırım yap!” diyoruz.
E yapalım da gari, bu hesabı kim ödeyecek?
Şimdi biraz da bizim Burdur tarafından konuşalım gari; hücreye, panele, çerçeveye, junction box’a, kabloya, konnektöre, invertere, konstrüksiyona da anti-damping koyalım, ne kaldı gari, güneş kaldı, ona da vergi koyalım!
Tabii burada bi ayrımı da iyi yapalım gari, çünkü anti-damping başka şey, vergi başka şeydir; anti-damping, yabancı bir ürünün normal değerinin altında fiyatla satıldığı ve bunun yerli üreticiye zarar verdiği tespit edildiğinde uygulanan bir ticaret politikası önlemidir, yani bizim junction box için konuştuğumuz mesele doğrudan doğruya “güneşe vergi” meselesi değildir, ama güneş enerjisinin önüne maliyet koyma meselesinin tarihte başka ve oldukça tartışmalı örnekleri de vardır.
İspanya’da bi zamanlar kendi çatısında güneş elektriği üretenlerin şebekeyle bağlantısına ve öz tüketimine ilişkin çeşitli bedeller getiren bir düzenleme çıktı ve millet de buna “Güneş Vergisi” dedi; bak gari, bunun adı anti-damping değildi, ithal ürüne karşı alınmış bi tedbir de değildi, ama güneşten elektrik üretmenin maliyetini artıran bir uygulamaydı ve 2015’te getirilen bu düzenleme 2018’de kaldırıldı.
Yani anti-damping başka, güneş vergisi başka gari; ama ikisinin bize hatırlattığı ortak bi mesele var: Güneş enerjisinin önündeki maliyetleri artırırken, en sonunda neyi pahalılaştırdığımıza çok iyi bakmak lazım.
Çünkü bugün hücreye ayrı, panele ayrı, çerçeveye ayrı, junction box’a ayrı ticaret tedbiri koyduğumuzda bunların her birinin kendi gerekçesi olabilir, yerli üreticinin korunması için atılmış her adımın kendi ekonomik mantığı olabilir, fakat bütün bu parçaları aynı sistemin içinde kullanan yatırımcı açısından bakıldığında, her bir maliyetin üst üste binerek toplam yatırım maliyetine dönüştüğünü de görmemiz gerekir gari.
Çünkü yatırımcı parçaları tek tek satın almıyor; bunların tamamını bir araya getirip güneş santrali kuruyor, sonra ortaya çıkan toplam maliyete bakıyor ve o maliyetin karşılığında üreteceği elektriğin fiyatını hesaplıyor, yatırımın geri dönüşünü hesaplıyor, finansman maliyetini hesaplıyor ve en sonunda “Bu yatırım yapılabilir mi?” diye karar veriyor.
İşte benim derdim tam burada gari.
Bir taraftan sanayiciye “Karbonunu azalt.” diyoruz, Avrupa’ya mal satacaksan “SKDM’ye hazırlan.” diyoruz, sonra “Daha fazla yenilenebilir enerji kullan.” diyoruz, bir de üstüne “Güneş enerjisine yatırım yap.” diyoruz; iyi de gari, güneş enerjisinin maliyetini oluşturan parçaların her birine ayrı ayrı maliyet bindirirsek, o sanayici elektriği nasıl ucuza kullanacak, Avrupa’daki üreticiyle nasıl rekabet edecek, karbonunu nasıl düşürecek, ihracatını nasıl sürdürecek?
İşte benim hesabım burda gari; ben “Anti-damping olmasın.” demiyom, “Yerli üretici korunmasın.” da demiyom, ben diyorum ki:
HESABIN TAMAMINA BAKALIM GARI!
Yerli üretici ne kazanıyo, yatırımcı ne ödüyo, sanayici ne ödüyo ve bütün bunların sonunda Türkiye ne kazanıyo?
Çünkü enerji işi yalnızca bi fabrikanın kapısında bitmez gari; enerji sanayidir, enerji ihracattır, enerji rekabettir, enerji memleketin geleceğidir ve bugün koruduğun bi üretim dalı yarın güçlü bi sanayiye dönüşebilir, buna bizim sözümüz yoktur, fakat bugün görmezden geldiğin bi maliyet de yarın karşına rekabet kaybı olarak dikilebilir.
İşte onun için ben o küçücük junction box meselesini hafife almıyom gari; çünkü küçük olan junction box, ama mesele kocaman.
2016’da paneli konuştuk, 2017’de anti-damping geldi, sonra hücre meselesi çıktı, arkasından alüminyum çerçeve ve solar cam konuşuldu, şimdi junction box geldi; yarın ne olacak gari, kablo mu, konnektör mü, inverter mi, konstrüksiyon mu?
Hepsine ayrı ayrı bi tedbir koyduk mu, sonra güneş panelinin kendisini de gümrük kapısında tutup “Senin neyinden vergi alalım gari?” diye mi soracağız?
Ula, güneşin kendisi yukarda bedava duruyo; biz aşağıda oturmuşuz, güneşe ulaşan yolun her parçasına ayrı ayrı hesap çıkarıyoz, sonra da dönüp “Güneş enerjisi ucuz olsun.” diyoz.
Olur mu gari?
Olmaz.
Ben düne bakıp durmak istemiyom gari; bugünün hesabını yaparken yarının hesabını da görmek istiyom, çünkü enerji işi üç aylık, beş aylık hesap değildir, bugün attığın adım on sene sonra karşına çıkar, sanayiciye yük olur, yatırımcıya yük olur, ihracatçıya yük olur ve sonra hepimiz birbirimize bakıp “Ula bu iş niye böyle oldu?” deriz.
Onun için şu küçücük kutuya bakıp geçmeyelim gari.
JUNCTION BOX’A ANTİ-DAMPİNG!
Tamam gari.
Ama bi de asıl soruyu soralım:
GÜNEŞE GİDEN YOLU BU KADAR PAHALILAŞTIRIRSAK, GÜNEŞ ENERJİSİNDE KİM KAZANACAK?
Yerli üretici kazansın, yatırımcı ezilmesin, sanayici rekabet edebilsin, Türkiye kazansın.
Çünkü biz Yörüğüz gari; dağın başında da hesabımızı biliriz, ovada da biliriz, bi keçinin yemini hesaplarken bile yarını düşünürüz, bugün keçinin önüne bütün otu döküp “Ye gari, yarın bakarız.” demeyiz, çünkü biliriz ki yarın da var.
Enerjinin de yarını var.
Sanayinin de yarını var.
Türkiye’nin de yarını var.
Onun için bugün aldığımız kararlara bakarken, yalnız bugünün hesabını değil, on sene sonrasının hesabını da aynı defterin içine koymak gerek gari; yoksa o küçücük junction box büyür, büyür, büyür ve bi bakmışız ki koca güneş enerjisi politikasının hesabını önümüze koyuvermiş.
Ula gari…
Güneşe vergi koyamayız belki; ama güneşe giden yolu pahalılaştırırsak, sonunda güneşin faturasını hepimiz öderiz



