Kömürde hızlı sıçramanın çevresel etkileri olacak

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması hedefiyle kömüre dayalı elektrik üretimine siyaseten sahip çıkılıyor. İthal kömüre karşı yerli kömürün teşvik edilmesiyle yatırımcının 2018 hedefleri büyüyor. Türkiye’nin 2018 yılında kömür üretim hedefi tamı tamına 100 milyon ton. Ülkemizin kömür rezervlerine dair sorularımızı yanıtlayan Enerji Uzmanı Dr. Nejat Tamzok, yerli kömür yolculuğuna dair görüşlerini Körfez ile paylaştı

 

Türkiye kömür rezervini değerlendirdiğimizde, ülkemiz Dünya’da nerededir?

Dünya kanıtlanmış/işletilebilir kömür rezervi 1 trilyon ton civarındadır. Bu miktarın 700 milyar tonu taşkömürü ve 300 milyar tonu ise linyittir. Taşkömürü rezervlerinin yaklaşık yüzde 80’i toplam 5 ülkededir. Bunlar; ABD, Çin, Hindistan, Rusya ve Avustralya şeklinde sıralanmaktadır. Türkiye taşkömürü rezervlerinin ise Dünya’da önemli bir yeri olduğunu söyleyebilmek ne yazık ki mümkün değil. Ancak konu linyit rezervi olunca ilk beşte yerimizi alıyoruz. Dünya linyit rezervlerinin ilk beş ülkesi Rusya, Avustralya, Almanya, ABD ve Türkiye’dir.  Ülkemiz Dünya linyit rezervlerinin yaklaşık yüzde 3,5’una sahiptir.

Ülkemizde ne kadar kömür rezervi mevcut? Bu rezervlerin şimdiye kadar ne kadarını değerlendirebildik?

Türkiye’nin kömür rezervi, birkaç yıl öncesine kadar yaklaşık 9,6 milyar ton olarak hesaplanmaktaydı. Bu miktarın 1,3 milyar tonu Zonguldak Kömür Havzası’ndaki taşkömürlerinden,  8,3 milyar tonu ise ülkemizin farklı bölgelerine dağılmış olan daha düşük ısıl değere sahip linyitlerden oluşuyordu. Son yıllarda yürütülen arama ve rezerv geliştirme çalışmaları sonucunda önemli bir rezerv artışı sağlandı. Taşkömürü rezervlerimizde bir değişiklik olmadı ama Konya-Karapınar, Trakya, Afşin-Elbistan, Eskişehir-Alpu, Afyon-Dinar ve Manisa-Soma kömür havzalarında yapılan aramalar sonunda linyit rezervimiz 15 milyar ton düzeyini, toplam kömür rezervimiz ise 16 milyar ton düzeyini aştı. Bu rakamlar Türkiye’nin brüt kömür varlığına işaret etmektedir. Ancak bu miktar, önemli ölçüde kanıtlanmış ve üretilebilir rezervi de içermekle beraber, tamamı bu nitelikte değildir.

Rezerv çalışmalarında yeterli istihdam ve teknoloji kullanılıyor mu?

Ülkemizde kömür aramalarının çok büyük kısmı bir kamu kuruluşu olan Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yapılmaktadır. Bu kuruluşun 1938 yılından itibaren başlattığı kömür arama çalışmaları, 2005 yılından sonra hız kazanmıştır. Bunun sonucu olarak, son dönemlerde, başta Konya-Karapınar, Eskişehir-Alpu, Afyon-Dinar ve Tekirdağ-Malkara olmak üzere 13 adet yeni kömür sahası keşfedilmiş, 3 sahada ise rezerv artışı sağlanmıştır. Arama çalışmalarının kronolojik olarak baktığımızda; 1939-1984 arasındaki 45 yılda toplam 1,5 milyon metre ve 2005-2016 yıllarını kapsayan son 12 yılda ise toplam 1,8 milyon metre sondaj yapılmıştır.  2017 yılı için konulan 1 milyon metrelik sondaj hedefi son derece çarpıcıdır. Dolayısıyla, bu düzeyde bir faaliyet için istihdam da o oranda artmıştır tabi, büyük oranda özel sektörde. Maden aramada, son yıllarda dünyada önemli teknolojik gelişmeler yaşandı. Taşınabilir analiz cihazları, coğrafi bilgi sistemleri, küresel konumlandırma sistemlerinin kullanımı, havadan arama sistemleri gibi. Ülkemizde de kömür aramalarında söz konusu teknolojilerin kullanımı giderek artacak.

Cari açığı azaltmak adına hükümetin yerli kömüre teşvikini değerlendirir misiniz?

Yerli kömüre en önemli teşvik, içinde bulunduğumuz Aralık ayının başlarında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren düzenlemeyle yapıldı. Söz konusu düzenlemeyle, kamunun, yerli kömür santrallerini işleten özel şirketlerden alacağı elektrik enerjisi için miktar ve fiyat garantileri belirlenmekteydi. Buna göre; yerli kömür ile ithal kömür karışımı ya da sadece yerli kömür yakıtlı elektrik üretim santrallerini işleten özel şirketler tarafından üretilen elektrik enerjisinin 2018 yılından geçerli olmak üzere 7 yıl süre ile kamu tarafından garanti fiyatla satın alınması kararlaştırıldı. Böylelikle, teşvik, sadece yerli kömür kullanan santrallere değil, yerli kömürü ithal kömürle karıştırarak yakacak olan ithal kömür santrallerine de verilmiş oldu. Başlangıç fiyatı ise 2018 yılından itibaren megavat-saat başına 201,35 TL olarak belirlendi ve bu fiyatın her 3 ayda bir enflasyon oranında arttırılması öngörüldü.

Bu teşvikle birlikte kömüre yerli yatırımlar sizce ne oranda değişecek?

Bahsettiğim düzenlemeyi son derece önemli görüyorum ve Türkiye elektrik sektöründeki dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. 2000 yılı öncesinde elektrik üretiminde yüzde 30’un üzerinde ağırlığı olan yerli kömürlerin payı son yıllarda hızla düşerek yüzde 15’ler düzeyine geriledi. Santral yatırımcısı tarafından çok fazla tercih edilmeyen yerli kömüre dayalı kurulu güç, son 10 yılda sadece yüzde 15 oranında arttırılabildi. Söz konusu artış, aynı dönemde doğal gaz santrallerindeki kapasite artışının neredeyse onda biri ve ithal kömür santrallerindeki artışın ise dörtte biri kadar oldu. Üstelik yerli kömür santral kapasitesinin artacağına ilişkin ufukta fazla bir gelişme de görünmüyordu. Yerli kömür santrali kurma yönünde kayda değer bir talep yoktu ve üretim lisansı alabilmiş az sayıdaki yerli kömür santralinin çoğunda proje gerçekleşmeleri neredeyse sıfır noktasındaydı. Bununla beraber, 201,35 TL/megavat-saat teşvikli fiyatın 2017 yılı piyasa takas fiyatı ortalamasının neredeyse 30-40 TL daha yüksek olduğu dikkate alındığında, santral yatırımcılarının yerli kömür sektörüne ilgilerinin artması kaçınılmaz olacaktır.

Yerli kömürün elektrik enerjisi üretimine katkısı beklenen %16’nın üzerinde olabilir mi? Bunun için nasıl bir yol haritasına ihtiyacımız var? Verilen bu fiyat garantisi yerli kömür yatırımlarının önünü açar mı?

Büyük ölçüde açacaktır. Önümüzdeki dönemde pek çok kömür rezervi elektrik üretimi amaçlı yeni yatırım şeklinde gündeme gelecektir. İthal kömür santralleri de yerli kömürleri tesislerinde kullanmanın yollarını arayacaklar. Her ne kadar kesin işletilebilir rezerv bilgisine sahip değilsek de, elimizdeki kaynağın besleyebileceği santral kapasitesinin kabaca 17 bin megavat büyüklüğünde olacağını söyleyebiliriz. Teorik olarak, toplam kurulu gücü 17 bin megavat olan kömür santrallerinin birkaç yıl içerisinde tamamlanıp devreye alınabilmesi mümkündür. Böylelikle yerli kömüre dayalı kurulu gücün toplam güç içerisindeki payını yüzde 15’lerden 5-6 yıl içerisinde yüzde 22’lere kadar çıkarabilirsiniz.

Yerli kömürün ülkemizin enerjideki dışa bağımlılığını çok büyük oranlarda azaltabilmesi mümkün değil. Yine de yerli kömürün yüzde 20’lerin üzerinde bir paya sahip olması bu noktada önemli bir rahatlık sağlayacak. Bu alanda sadece teşvik mekanizmalarıyla çözülmesi mümkün olamayacak başka yapısal sorunlar olduğunu da unutmamak gerekir. Yol haritasını çizerken bu sorunların varlığını gözden uzak tutmamalıyız.

En önemli sorun sermaye ihtiyacıdır. Elektrik üretim kapasitelerinin oluşturulması için yılda neredeyse 5 milyar dolar bir kaynak gerekiyor. Ancak, küresel piyasalarda bol para döneminin kapandığını unutmamalıyız. Üstelik kömür yatırımlarının finansmanına ilişkin olarak küresel piyasalarda giderek artan bir isteksizlik de var. Dolayısıyla, bu koşullarda, böylesine yüksek bir finansmanı uluslararası piyasalardan uygun koşullarda sağlamayı beklemenin aşırı iyimserlik olacağını düşünürüm. Finansmanın yurt içi kaynaklardan temin edilmesi durumunda ise – genel ekonomi üzerinde oluşacak yükler nedeniyle – maliyetler çok daha yüksek olacaktır.

Yerli kömür payının yüzde 20’lerin üzerine çıkarılması hedefinin; teknik, ekonomik, finansal, çevresel ya da politik parametreler dikkate alındığında ulaşılabilirliğinin son derece güç olacağını düşünmekteyim. Bununla beraber, sorunların bir şekilde aşılıp hedefin gerçekleştirilmesi durumunda ise Türkiye’nin kömür üretimi en az 4 kat, tüketimi ise 3 kat artış gösterecektir. Türkiye, Dünya’nın en fazla kömür tüketen ilk 4-5 ülkesi arasına girecektir. Böyle olunca, Türkiye’nin kömür üretimi, örneğin tüm bir Zonguldak Havzası’ndaki üretimin yaklaşık 180 katına, Soma Havzası’ndaki üretimin ise yaklaşık 20 katına çıkacaktır. Dolayısıyla, kömür üretiminde kısa sürede bu düzeyde yüksek bir sıçrama hedefini gerçekleştirmek için yola çıkıldığında, beraberinde pek çok sorunla karşı karşıya kalınacağının da bilinmesi gerekir.

Muhtemelen ilk karşılaşılacak olan sorun, küresel ya da yerel çevre hareketlerinin tepkileri olacaktır. Söz konusu tepkileri küçümsemek ya da göz ardı etmek büyük hata olur. Çünkü bunların şiddeti, bir şekilde finansman maliyetlerine yansımaktadır.

Kömüre dayalı 17 bin megavat gücündeki santrallerin elektrik üretimi, yılda en az 130 milyon ton düzeyinde bir karbondioksit emisyonu yaratacaktır. Bu miktar, Türkiye’nin elektrik üretimine bağlı mevcut karbondioksit emisyonunun neredeyse yarısına karşılık gelmektedir. Dolayısıyla, söz konusu emisyon, bir taraftan küresel ölçekte itirazlara neden olurken, diğer taraftan Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere sunmuş olduğu emisyon azaltım hedefleri bakımından da önemli sorunlara yol açabilir.

Kömür üretimindeki artışın çevreye etkileri nelerdi?

Kömüre dayalı santral projelerinin çevresel etkileri sadece karbondioksit emisyonlarıyla sınırlı değil. Hava kalitesinden gürültü sorununa, su kaynaklarından ekosistemler üzerine olan etkilerine kadar pek çok sorun, yatırımlarla eş zamanlı olarak Türkiye’nin gündemine gelecek.Geçtiğimiz yüzyılda bir ölçüde tolere edilebilen bu sorunlar, içinde bulunduğumuz yüzyılda yatırımların önünde ciddi ayak bağları oluşturacak. Yüksek ölçekli kömür üretimleri, doğrudan çevresel olanların dışında başka etkilere de yol açacaktır. Yatırım yapılacak olan bölgelerin bir kısmında, yerleşim yerlerinin değiştirilmesi ya da istihdam biçimlerindeki farklılaşma nedeniyle bir takım küçük çaplı göç olaylarının yaşanabilmesi son derece olasıdır. Bu bölgelerde; nüfus artışı, hızlı kentleşme, barınma, sağlık ve iş güvenliği sorunları yanında, üretim ilişkilerinin farklılaşmasından kaynaklanan ciddi sosyoekonomik sorunlar da hızla yatırımcının karşısına çıkacaktır.

Ancak, kömür madenciliğine dayalı elektrik üretim faaliyetlerinin elbette ekonomik ve toplumsal kalkınmaya son derece önemli katkıları da var. zellikle kırsal alanlarda yapılıyor olmaları, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri giderici etkileri ve dışsal fayda sağlama kapasiteleri son derece yüksek. Kömür madenciliğinin, doğrudan yüksek istihdam yaratma kapasitesinin yanında, diğer bölgesel sanayileri de geliştirerek dolaylı istihdam yaratıyor. Büyük ölçekli kömür madenleri, yapıldıkları bölgeler için her zaman son derece önemli gelir kaynaklarıdır.

Yakın tarihte Soma ve Elbistan’da maalesef maden faciaları yaşadık. Bu faciaların önlenebilmesi adına ne gibi yaptırımlar ve stratejiler olmalı?

Yerli kömür kaynaklarından elektrik üretiminde yararlanmada geçmiş dönemlerde yapılan hatalar, havza planlamasına dayanmayan anlayışlarda ısrar edilmesi; kaynak kayıplarına, verimsizliğe, iş güvenliği ve çevre sorunlarını beraberinde getiriyor. “Genel Havza Planlaması”, içi boş bir kavram değildir. Kömür havzaları; elektrik üretim tesisleri, kömür madenleri, yöre sanayisi, tarımı, ormanları, su kaynakları, toplumsal-ekonomik durumu bir arada dikkate alınarak bir bütün olarak projelendirilmelidir. Çevre ve iş güvenliği alanlarında “mevcut en iyi standartlar” tatbik edilmeli. Ne yazık ki kömür havzaları içerisindeki sahaların yapay olarak yaratılmış parçalar halinde – kurumsallaşmamış, sermaye yapıları güçsüz bir takım firmalara işlettirilme düşüncesi,  telafisi mümkün olmayan bu facialara yol açıyor.

 

Kaynak: Işık TUNÇEL (Antalya Körfez Gazetesi)

You may also like...