BİR RAPOR GÖRDÜM, İÇİME DERT OLDU GÂRİ…

Geçenlerde internette gezinirken önüme Su Politikaları Derneği’nin “Daha Kurak Bir Dünyaya Doğru: Su Politikaları” diye bi araştırma raporu çıktı. Öyle arayıp bulduğum bi şey değildi, karşıma çıktı gari… Önce şöyle bi göz gezdireyim dedim, sonra birkaç satır okudum, derken kendimi raporun içinde buldum. Okudukça da içim bi tuhaf oldu; çünkü orada yazanlar bana uzak memleketlerin hikâyesi gibi gelmedi, sanki bizim yaylanın çeşmesinden, bizim tarlanın toprağından, bizim gölün suyundan, bizim keçinin susuzluğundan bahsediyodu.
Bizim buralarda insan suyun kıymetini biraz bilir gari. Hele Sarıkeçili Yörüğüysen, suyun ne demek olduğunu sadece kitapta okumazsın; dağın başında yürürken, sıcakta hayvanın dilini dışarı çıkardığında, gün boyu yol yürüyüp bi çeşmeye vardığında anlarsın. Bir yudum suyun bazen dünyadaki en büyük nimet olduğunu insan en çok susadığında bilir.
Raporu okudukça kendi kendime “Goca dünya nereye gidiyo gari?” diye sormaya başladım. Çünkü oradaki rakamların arkasında kuruyan toprak, azalan göl, derinleşen kuyular, yağmur bekleyen çiftçi ve yarının ne olacağını bilemeyen çocuklarımız var.
Eskiden yağmur yağmadığında “Bu sene de böyle oldu, seneye Allah kerim” derdik. Kuyunun suyu azalınca “Hele bi daha kazak, su çıkar elbet” derdik. Göl biraz çekilince “Yine dolar” diye teselli bulurduk. Ama şimdi insan ister istemez düşünüyo: Ya bu sefer dolmazsa? Ya kuyu artık su vermezse? Ya çocuklarımız bizim gördüğümüz o suyu göremezse?
İşte insanın yüreğini asıl burası sıkıştırıyo gari.
Ben su politikaları uzmanı değilim, akademisyen değilim; bu işin hesabını kitabını yapan bilim insanlarımız var. Ama insanın memleketine karşı bi gönül borcu var. Hele bu topraklarda doğup büyüdüysen, çeşmenin suyunu içtiysen, gölün kenarında yürüdüysen, tarlanın toprağına bastıysan, “Beni ilgilendirmez” diyemiyon.
Onun için Su Politikaları Derneği’nin bu raporu önüme düşünce, okuyup kapatmak içime sinmedi.
“Hasan,” dedim kendi kendime, “Sen bunu gördün, okudun, düşündün… Eee, şimdi ne yapacan?”
İşte bu yazıyı onun için yazıyorum gari.
Benim öyle büyük makamım yok, elimde sihirli değnek de yok. Ama insanın elinden gelen bazen çok basit bi şey oluyo; gördüğünü anlatmak, insanları düşünmeye davet etmek ve “Gelin gari, daha iş işten geçmeden şu meseleye beraber bakalım” diyebilmek.
Çünkü su sadece musluktan akan şey değil.
Su; soframızdaki ekmek, tarladaki buğday, ahırdaki hayvan, dağdaki keçi, göldeki balık ve çocuklarımızın yarınıdır.
Biz Yörükler bunu biraz daha iyi biliriz. Dağda bi pınarın başına vardığında, suyun sesini duyduğun an var ya… İşte o ses insana dünyanın hâlâ güzel olduğunu hatırlatıyo gari.
Ben çocuklarımızın o sesi duymasını istiyorum.
Yarın torunlarımızı bi çeşmenin başına götürdüğümüzde, “Bak evlat, bizim zamanımızda bu su akardı” demek istemiyorum.
“Bak oğlum, bak kızım… Bu su hâlâ akıyo. Çünkü biz zamanında kıymetini bildik.” demek istiyorum.
İşte raporu okurken benim aklımdan geçen esas mesele bu oldu.
Hepimiz uzman olamayız, bilim insanı olamayız ama hepimiz suyu boşa akıtmayabilir, suyun kıymetini anlatabilir ve kendi bulunduğumuz yerden bi şeyler yapabiliriz.
Çünkü su meselesinde artık “Birileri bi şey yapsın” deme zamanı değil; “Ben ne yapabilirim?” deme zamanıdır gari.
Benim bugün yapabildiğim de bu yazıyı yazmak oldu.
Belki küçük bi söz…
Ama belki bu yazı bi kişinin aklına bi soru düşürür, o soru başka bi insanı harekete geçirir ve derken hep beraber bi şeylerin değişmesine vesile oluruz.
Çünkü bugün suyu konuşmazsak, yarın susuzluğu konuşmak zorunda kalırız.
Gari bi duralım, bi bakalım ne yapıyoruz; göllerimize, derelerimize, kuyularımıza, tarlalarımıza ve çocuklarımıza nasıl bi gelecek bırakıyoruz.
Çünkü goca dünya hepimizin evi ise, suyu da hepimizin emaneti.
Ben bu yazıyı onun için yazdım.
Su Politikaları Derneği’nin raporu önüme çıktı, ben de okudum, düşündüm ve içime dert ettim.
Şimdi o derdi sizlerle paylaşayım dedim.
Belki siz de okursunuz, belki siz de düşünürsünüz, belki siz de bi şeyler yaparsınız.
Çünkü gari “Su bitince ne yapacağız?” diye sormanın değil, “Su bitmeden ne yapabiliriz?” diye sormanın zamanı.
Yoksa yarın çeşmenin başında kuru taşlara bakıp:
“Goca dünya susadı beya… Biz de zamanında görmedik.”
demeyelim.


