ENERJİNİN YENİ YEŞİL HİKÂYESİ: MİSCANTHUS

Hele bi durun gari, şu enerji işine bi de bizim Yörük gözüyle bakalım; yıllardır “ne gadar enerji ürettik, ne gadar elektrik yaptık” diye hesap edip duruyoz da, işin bi de öte tarafı var be gardaş, bu enerjiyi nerden ürettik, neye mal ettik, toprağa ne yaptık, suya ne yaptık, havaya ne bıraktık, yarına ne bırakıyoz, asıl bunlara da bakmak lazım, çünkü dünya değişiyo, iklim değişiyo, su azalıyor, toprağın kıymeti artıyo, biz hâlâ yalnız bugünün hesabını yaparsak yarının hesabını kim yapacak gari?

İşte tam da burda Miscanthus çıkıyo karşımıza; bizim deyimimizle fil otu, öyle kenarda köşede duracak bi ot değil bu, yüksek verimli, çok yıllık, sürdürülebilir bi biyokütle bitkisi ve enerji üretiminden biyoyakıta, biyoplastikten biyopolimere, tekstilden kâğıda, ambalaja gadar uzanan bi dünya kullanım alanı var, yani mesele yalnız tarlaya ekip sonra biçmek değil, tarladan çıkan şu yeşil şeyi enerjiye, yakıta, sanayi hammaddesine, yeni nesil ürüne çevirebilmek.

Bizim köyde büyükler derdi ya, “Oğlum, elindeki malın kıymetini bilmezsen elden gidince ararsın.” İşte toprağın da kıymeti böyle; bugün tarlaya yalnız “ürün yetişsin” diye bakarsak yarının fırsatını göremeyiz, ama tarlaya hem gıda, hem enerji, hem hammadde, hem de sanayi gözüyle bakarsak işte o zaman başka bi kapı açılır önümüze.

TARLADAN ENERJİYE UZANAN YOL

Şimdi Miscanthus’un bi güzel tarafı var; çok yıllık bu meret, uygun şartı buldu mu aynı yerden yıllarca ürün alınabiliyo, her sene yeniden ekip biçme derdi azalıyor, masraf azalabiliyo, tarla her yıl baştan aşağı hazırlanmak zorunda kalmıyo, çiftçinin de işi biraz olsun kolaylaşıyo.

Hele bi de boyuna posuna bakın, uygun şartlarda 2–4 metreye gadar çıkıyo, bol biyokütle veriyo; hasat zamanı da sonbahar-kış dönemlerine denk gelebiliyo, bu da enerji amaçlı biyokütle işinde tedarik açısından ayrı bi kolaylık sağlayabiliyo.

Ama gari mesele yalnız “tarlada bi ot yetişiyo” meselesi değil; bunu tarladan ürüne, üründen enerjiye, enerjiden sanayiye giden bi yol olarak düşünmek lazım.

Çünkü bu bitkiyi yalnız yakacak malzeme diye görürsek işin yarısını görmüş oluruz; biyokütle enerjisi olur, pelet olur, biyoyakıt olur, hatta uygun teknolojiler ve doğru süreçler geliştirildiğinde geleceğin SAF’ına, yani Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı’na giden zincirde bile hammadde kaynaklarından biri olabilir.

Hele bi düşün gari; bugün tarlaya diktiğin bi bitki, yarın uçağın yakıtına kadar uzanan bi zincirin parçası olabiliyo.

ENERJİDEN GAYRI DAHA NELER VAR?

Miscanthus’un hikâyesini “santrale götürürüz, yakarız, elektrik üretiriz” diye anlatırsak, vallahi bu hikâyenin yarısını çöpe atmış oluruz.

Çünkü bunun lignoselülozik yapısı var, lif var, selüloz var, biyobazlı malzeme üretme imkânı var; yani yarın öbür gün biyoplastik, biyopolimer, tekstil, kâğıt, ambalaj derken iş başka yerlere kadar gidiyo.

MDF olur, parke olur, lif esaslı malzeme olur, hatta biyobazlı organik temizlik malzemeleri için bile yeni hammaddelerin önünü açabilecek çalışmalar yapılabilir.

Şimdi bizim köylünün gözüyle bakınca insanın aklına şu geliyo: “Ula bu tarladaki ot, nasıl oluyo da fabrikanın içine girince MDF’ye, parkeye, tekstile, kâğıda, SAF’a, organik temizlik malzemesine dönüşüyo?”

İşte geleceğin işi tam da burda başlıyo gari.

Çünkü hedef yalnız daha çok ürün almak değil; aynı tarladan çıkan ürüne mümkün olduğu gadar çok değer katmak.

Tarladan çıkan biyokütle fabrikaya gidecek, orda enerji olacak, malzeme olacak, SAF olacak, ürün olacak; çiftçi de yalnız “ot yetiştiren adam” olmayacak, geleceğin biyobazlı ekonomisine hammadde sağlayan adam olacak.

SU AZALIYO, KURAKLIK ARTIYO; BİZ NE YAPACAĞIZ GARI?

Şimdi bi de su meselesi var.

İklim değişiyo, yağış değişiyo, kuraklık artıyo, suyun kıymeti her gün biraz daha belli oluyo; bizim gibi toprağın, suyun kıymetini bilen insanlar için bu mesele artık uzakta duran bi mesele değil, kapının önüne kadar gelmiş bi mesele.

Miscanthus’un düşük girdili yapısı ve belirli kuraklık şartlarına dayanabilme özelliği, onu alternatif biyokütle kaynakları arasında dikkat çekici hale getirebiliyo.

Ama burada da kimse kalkıp “Bu bitki her yerde aynı olur, su istemez, her tarlada aynı verimi verir” demesin gari.

Yok öyle.

Toprak başka, iklim başka, çeşit başka, su başka, dikim sıklığı başka, bakım başka; dolayısıyla verim de bunlara göre değişir.

Onun için önce deneyeceğiz, ölçeceğiz, biçeceğiz, toprağa bakacağız, suya bakacağız, sonra karar vereceğiz.

Bizim Yörük lafıyla söyleyeyim: Dağın başında gördüğün otu ovaya dikince aynı türküyü söylemez.

KARBON MESELESİ DE BURDA BAŞLIYO

Şimdi gelelim işin can alıcı yerine.

Miscanthus hızlı büyüyo, bol biyokütle oluşturuyo ve atmosferdeki karbonun biyokütlede tutulmasına katkı sağlayabiliyo.

Ama gari “karbon negatiftir” deyip de işi hemen kapatmak yok.

Hesap kitap yapılacak.

Tarlaya nasıl dikildi, ne kadar girdi kullanıldı, nasıl hasat edildi, ne kadar taşındı, nerede işlendi, enerji nasıl üretildi; bütün bunların hesabı yapılmadan karbon meselesi tamamlanmış sayılmaz.

Ama düşük girdili tarım, yerinde işleme, kısa taşıma mesafesi ve doğru üretim modeli bir araya gelirse Miscanthus düşük karbonlu ekonomiye katkı sağlayabilecek önemli araçlardan biri olabilir.

Benim derdim de zaten bugünün hesabını yapıp yarının hesabını çocuklara bırakmak değil gari.

Ben düne bakıp “ne olmuş” demek istemiyom.

Bugüne bakıp “ne oluyo” demek de yetmiyo.

Ben 10 yıl sonrasını, 20 yıl sonrasını hesaplayıp önüme koymak istiyom.

Çünkü bizim çocuklara bırakacağımız şey yalnız para pul değil; toprak, su, hava ve yaşanacak bi memleket olacak.

TÜRKİYE BU İŞİN NERESİNDE?

Türkiye’nin enerji dönüşümünde güneş de lazım, rüzgâr da lazım, biyokütle de lazım, biyobazlı ürünler de lazım.

Çünkü enerji dönüşümü yalnız elektrik üretimini değiştirmek değildir gari.

Sanayinin hammaddesini değiştireceksin, çiftçinin kazancını artıracaksın, dışarıdan aldığın fosil hammaddelere bağımlılığı azaltacaksın, toprağı da boş yere yormayacaksın.

Miscanthus burada sektörleri birbirine bağlayan bi köprü olabilir.

Şöyle düşün gari:

Tarla → Biyokütle → Enerji → SAF – Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı → Biyoplastik → Biyopolimer → Tekstil → MDF → Parke → Kâğıt → Ambalaj → Organik Temizlik Malzemeleri → Katma Değer

İşte mesele budur.

Çiftçi yalnız tarlaya ekip biçen adam olmayacak.

Sanayici yalnız dışardan hammadde bekleyen adam olmayacak.

Enerjici yalnız elektrik üretmeye bakmayacak.

Herkes aynı zincirin bi halkası olacak.

Ve o zincirin ilk halkası da yine toprak olacak.

SON SÖZ: BELKİ DE GELECEK TARLADA BAŞLIYO GARI

Hele bi düşünün gari; biz yıllardır enerjinin geleceğini santralde, panelde, türbinde aradık durduk.

Belki de biraz başımızı çevirip tarlaya bakmamız gerekiyo.

Çünkü geleceğin enerjisi bazen santralin içinde değil, tarlanın kenarında duran küçücük bi fidede başlıyo.

Miscanthus bize şunu söylüyo:

Toprak yalnız ekmek üretmez gari.
Enerji de üretir.
SAF, yani Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı da üretir.
Hammadde de üretir.
Sanayiye malzeme da üretir.
İstersek geleceği bile üretir.

Benim içimi burda bi başka şey yakıyo.

Bugün toprağa yalnız bugünün gözüyle bakarsak, yarının fırsatını daha doğmadan elimizden kaçırırız.

Ama toprağa enerji gözüyle de bakarsak, SAF gözüyle de bakarsak, sanayi hammaddesi gözüyle de bakarsak, karbon gözüyle de bakarsak, işte o zaman tarlanın ne gadar büyük bi zenginlik olduğunu yeniden anlarız.

Gelecekte bizim işimiz Miscanthus’u yalnız yetiştirmek olmayacak gari.

Onu enerjiye, SAF’a, biyoplastiğe, biyopolimere, tekstile, MDF’ye, parkeye, kâğıda, ambalaja ve organik temizlik malzemelerine kadar uzanan koca bi değere çevirmek olacak.

Ve günün sonunda belki de sormamız gereken soru şu olmayacak:

“Enerjimizi nerden üreteceğiz?”

Asıl soru şu olacak:

“Toprağımızı tüketmeden, suyumuzu bitirmeden, çiftçimizi kaybetmeden, çocuklarımızın geleceğini yakmadan enerjimizi ve hammaddemizi nasıl birlikte üreteceğiz gari?”

İşte Miscanthus’un hikâyesi tam da burda başlıyo.

Toprakta başlıyo, sanayide büyüyo, enerjide değer buluyo, SAF’ta gökyüzüne uzanıyo, geleceğe umut oluyo gari…

You may also like...