SİZ SUYUN BİTTİĞİNİ GÖRDÜNÜZ DE NE YAPTINIZ?

Ula gari, artık yeter! Kuraklık kapıya gelmedi, evin içine girdi! Toprak kuruyor, göller çekiliyor, yeraltı suyu aşağı kaçıyor, tarım susuyor; biz hâlâ “yağmur yağmadı” deyip işin içinden çıkmaya çalışıyoruz, sanki bu memleketin suyu bizim babamızdan kalmış bitmez tükenmez mirasmış gibi hoyratça harcıyoruz da su azalınca dönüp gökyüzünü suçluyoruz.

Yok öyle yağma gari!

Bu yalnızca yağmur meselesi değildir; bu, yıllardır suyu hoyrat kullanmanın, havzayı hesap etmeden üretim yapmanın, yeraltından ne kadar su çekildiğini umursamamanın, gölleri ve dereleri kaderine bırakmanın hesabıdır.

Su Politikaları Derneği’nin ortaya koyduğu tablo ortada: Kuraklık artık istisna değil, yeni normal.

Bunu Burdur’un Yörüğüne anlatmaya kalkmayın gari; biz Burdur Gölü’nün suyunu sadece göl diye görmeyiz, o su bizim çocukluğumuzdur, bizim dağımızın gölgesidir, bizim keçinin geçtiği yol, bizim rüzgârımız, bizim memleketin yüzüdür. Yıllarca gölün kenarından geçtik, suyuna baktık, kıyısında nefes aldık; şimdi gölün çekilen suyunu gördükçe insanın içine bir şey oturuyor, çünkü Yörük bilir ki göl biraz daha çekilirse yalnız su eksilmez, memleketin hafızasından da bir parça eksilir.

Biz pınarın sesinden suyun azaldığını biliriz, keçinin yalakta bekleyişinden susuzluğu, toprağın ayağımızın altında çatlamasından yaklaşan derdi biliriz; ama belli ki suyun kıymetini, su tamamen çekilince anlayacağız.

Ula çocuk su isteyecek, biz ona rapor mu içireceğiz?

Toplantı yap, rapor yaz, proje açıkla, sonra su çekilince “kuraklık var” de!

Yeter gari!

Su politikası dosya süsü değildir; su ekmektir, süttür, hayvandır, tarladır, elektriktir, sofradır, köydür, şehirdir ve çocuklarımızın geleceğidir.

Bugün suyu hovarda gibi harcayan, yarın çocuğuna susuzluğu miras bırakır.

Bizim sarı keçililer bilir:

“Su akar, yolunu bulur; suyu hor gören gün gelir susuz kalır.”

Burdur Gölü’ne bakıp hâlâ “daha vakit var” diyorsak, kusura bakmayın gari ama biz gölü değil, kendi geleceğimizi seyrediyoruz.

Çünkü su biterse yalnız çeşme susmaz; tarla susar, keçi susar, göl susar, toprak susar, sonunda memleketin kendisi susar.

Ve gün gelir çocuklarımız, Burdur Gölü’nün çekilmiş kıyısında, kurumuş bir çeşmenin başında karşımıza dikilir, gözümüzün içine bakar ve küçücük ağızlarından koca bir memleketin hesabını çıkaran o soruyu sorar:

“SİZ SUYUN BİTTİĞİNİ GÖRDÜNÜZ DE NE YAPTINIZ?”

You may also like...