PANEL REKOR KIRMIŞ DA GÜNEŞ BATINCA NE OLACAK AĞAM?

Hele bi durun gari ağam, gene bi rekor haberi düşmüş önümüze; Fraunhofer ISE kırk senede 152 tane güneş hücresi ile modül rekorunu ölçmüş, son modül verimliliği yüzde 34,4’e dayanmış, silisyum paneller de “benim de bi dayanacağım yer var” deyip fizik sınırına yanaşmış, bizimkiler de hemen pek bi sevinmiş, “Güneşin geleceği burda” diye birbirine haber salmış. İyi hoş da, benim Burdur sarı keçililerinden kalma Yörük aklım buna bi türlü yatmıyor ağam; ulan panel yüzde 34 olmuş da, güneş akşam olunca ne yapacan, onu da bi deyiver hele!
Şimdi bilim adamına lafımız yok, adam kırk sene uğraşmış, ölçmüş, biçmiş, emek vermiş, elbette teknolojiyi geliştirecez, hücreyi daha verimli yapacaz, tandem yapacaz, daha çok elektrik çıkaracaz, bunlar güzel iş. Amma velakin bizim memleketin enerji hesabını tutup yalnızca panelin üstündeki yüzdeye bağlarsan, o hesap daha baştan eksik kalıverir ağam; çünkü fabrika güneş batınca “hadi gari yarın devam ederiz” deyip kapıyı çekmiyor, demir çelik gece de çalışıyo, çimento gece de dönüyo, hastane gece de ışığını yakıyo, vatandaşın buzdolabı da güneş battı diye “ben bi sabaha kadar yatıvereyim” demiyor.
Biz ne yapıyok peki?
Paneli dikiyok, kurulu gücü büyütüyok, yüzdeyi önümüze koyuyok, grafik yukarı çıkınca da birbirimizin sırtını sıvazlayıp “tamamdır gari, enerji dönüşümünü yaptık” deyiveriyok.
Hele bi Allah aşkına, bu kadar kolay mı bu iş?
Fraunhofer’ın açıklamasında benim kulağıma en çok çarpan rekor rakamları değil, büyük alanlı silisyum modüllerinin fiziksel sınıra yaklaşmış olması; yani ağam, bu işin de bi duvarı varmış, buraya kadar gelmişiz, bundan sonrası “biraz daha panel yapalım, biraz daha verim artıralım” kadar kolay olmayacakmış, tandem hücreler gelecek, başka malzemeler gelecek, üretim usulü değişecek, maliyet hesabı değişecek, biz de ister istemez “bu iş tarlada ne yapacak?” diye daha ciddi düşünmek zorunda kalacaz.
Çünkü laboratuvar başka, tarla başka ağam.
Laboratuvarda yüzde 47,6 verimli hücre bulursun, maşallah deriz, alkışlarız; amma onu tarlaya serdiğin vakit güneşin sıcağı var, Burdur’un tozu toprağı var, kablosu var, inverteri var, bakım derdi var, yaşlanması var, arazi parası var, finansmanı var, şebeke bağlantısı var, depolaması var; yani hücre rekor kırdı diye bütün bu dertler bohçaya girip kaybolmuyo gari.
Yüzdeyi büyütmek başka iş, enerji sistemini büyütmek başka iş.
Asıl mesele de burda başlıyor ağam; güneş tepede iken elektrik üretmek kolay, esas marifet güneş dağın arkasına çekildiğinde, gece çöktüğünde, kış geldiğinde de elektriği hazır tutabilmek, çünkü sanayici senden öğlen vakti güzel grafik istemiyo, gece vardiyasında da kesilmeyen, kışın da bulunan, maliyeti belli olan elektrik istiyo.
Bunun için panel kadar depolama lazım, şebeke lazım, iletim lazım, planlama lazım; yoksa tarlaya paneli serip “elektrik işini hallettik gari” demek, daha tarlanın kapısına varmadan düğünü kurmaya benzer.
Bizim memlekette de rakamı görünce biraz fazla heyecanlanıyok ağam.
Yüzde büyüdü mü seviniyok, kurulu güç arttı mı göğsümüz kabarıyo, ama güneş çekilip gidince o parlak grafiklerin hepsi susuyo, elektrik ihtiyacı ise olduğu yerde duruyo.
İşte dananın kuyruğu da tam orda kopuyo.
Ben güneşe karşı değilim, güneş enerjisini sonuna kadar kullanalım, Türkiye’nin güneşini ziyan etmeyelim; amma güneşin yüzüne bakıp bütün enerji meselesini çözmüşüz gibi de davranmayalım, çünkü güneş enerjisi çok kıymetli bi nimet amma tek başına enerji sistemi değil.
Burdur sarı keçilisi bunu bilir ağam; yaylada öğlen güneş tepede, keçiler yayıla yayıla otluyo, milletin keyfi yerinde, amma akşam serinliği çöktü mü mesele değişiyo, o vakit “çadırın içinde odun var mı, yok mu?” diye bakıyosun.
Enerji işi de aynıdır gari.
Güneş varken herkes enerji uzmanı kesiliyo, güneş gidince gerçek hesap ortaya çıkıyo.
Onun için bundan sonra yalnız “panel kaç yüzde verimli oldu?” diye bakmayalım; “güneş yokken ne yapacan ağam, elektriği nerden bulacan, depolama nerde, şebeke hazır mı, sanayi gece nasıl çalışacak, kışın ne olacak, bütün bu işin memlekete gerçek maliyeti ne olacak?” diye de soralım.
Yoksa laboratuvarda rekor üstüne rekor kırılır, biz de alkıştan avuçlarımızı patlatırız, amma akşam olup güneş çekildiğinde elimizde yine aynı soru kalıverir:
“Eee ağam, şindi ne yapacaz?”
Yörük bilir; keçinin boynuzu uzun diye sırtına sonsuz yük vurulmaz gari. Silisyumun da bi sınırı var, panelin de bi sınırı var, laboratuvarın da bi sınırı var.
Ama memleketin enerji ihtiyacının sınırı yok.
Panel rekor kırmış, eyvallah ağam… Güneş batınca ne yapacan, onu da bi anlat hele!


