BESS’TE BATARYA DEĞİL, KÖTÜ SÖZLEŞME ADAMI YAKAR GURBAN!

Şimdi gardaşlar, şu batarya depolama işini bi doğru dürüst konuşalım da, önüne gelenin “BESS alıyon, elektriği depoluyon, parayı da kazanıyon” diye anlattığı o cicili bicili laflara fazla kanmayalım, çünkü enerji işinde en pahalı hata bazen yanlış bataryayı almak değil, doğru sandığın bataryayı yanlış sözleşmeyle almaktır ve bunu yatırımcı ancak iş sarpa sardıktan, milyonlar bağladığı sistem beklediği gibi çalışmadıktan, karşısına garanti maddeleriyle duvar gibi dikilen satıcıyı görünce anlamaya başlıyo.
Güneşten elektrik üretiyon, rüzgârdan elektrik üretiyon, güzel de güneş her vakit tepede durmuyo, rüzgâr da sen “hadi es” deyince esmiyo; elektriği ürettiğin vakit başka, paraya çevireceğin vakit başka olabiliyo, işte BESS dediğimiz batarya depolama sistemi de burada lazım oluyo, amma bizim yatırımcı bazen koskoca konteyneri görünce, üstünde kocaman MW-MWh rakamlarını okuyunca işi bitmiş sanıyo, “Bataryayı aldık, gerisi gelir” diye düşünüyo, halbuki gardaşım asıl bela tam da orada başlıyo, çünkü sen bataryayı satın almıyosun yalnızca, yirmi sene boyunca o bataryanın sana ne vereceğini, ne kadar vereceğini ve vermediğinde kimin hesabını ödeyeceğini satın alıyosun.
GARANTİ DEDİĞİN KAĞITTA DEĞİL, ŞEBEKEDE GÖRÜNECEK
Üretici sana çıkıp “Ben bataryanın çıkışındaki enerjiyi garanti ediyorum” dediğinde kulağa hoş gelir, amma benim gardaşımın parası bataryanın ucunda duran rakamdan kazanılmıyo ki, benim param şebeke bağlantı noktasına gerçekten teslim ettiğim elektrikten kazanılıyo; arada PCS var, trafo var, kablo var, başka ekipmanlar var ve bunların hepsi kayıp demek, dolayısıyla bataryanın başında maşallah gibi görünen rakamın şebekeye vardığında tırpanlanıp küçülmesi halinde sen o katalogdaki güzel rakamı alıp duvara asarsın, yatırımın gelirini ise alamazsın, sonra da “Gardaş bu ne iş?” diye üreticinin kapısına dayandığında sana sözleşmedeki küçük puntolu maddeyi gösterirler ve sen orada anlarsın ki garanti varmış ama senin işine yarayan garanti yokmuş.
Onun için ölçüm noktası daha baştan belli olacak, test yöntemi açık olacak, performans kriteri tartışmaya yer bırakmayacak şekilde yazılacak ve mümkünse yatırımcının gerçek gelirinin oluştuğu şebeke bağlantı noktasında ölçülecek, çünkü kağıdın üstünde herkes sana dünyanın en güzel garantisini verebilir, amma sahada ölçüm başka yerde yapılıyosa, kayıplar başka yerde oluşuyosa, gelir hesabı başka yerde çıkıyosa o garanti dediğin şey süslü bir kağıttan başka bi şey değildir.
FABRİKADA YAKALANMAYAN HATA SAHADA YATIRIMCININ BELİNİ KIRAR
Şimdi gelelim fabrika kontrolüne; Intertek CEA çalışmasında incelenen BESS sistemlerinin yaklaşık yüzde 6’sının daha ilk kapasite testinde geçemediği, yaklaşık yüzde 15’inde de termal yönetim tarafında kusur bulunduğu söyleniyo ve bunu okuyup hâlâ “Aman canım, fabrikada bi hata olmuş ne olacak” diyosan, kusura bakma gardaş ama sen yatırım değil, başına gelecek masrafı satın alıyon. Çünkü hata fabrikadayken yakalanırsa üretici düzeltir, daha konteyner yola çıkmamış olur, daha Türkiye’ye gelmemiş olur, daha vinç çağırmamış olursun, daha saha ekibinin parasını vermemiş olursun, sistem çalışmadığı için gelir kaybına uğramamış olursun; amma aynı hatayı sahaya geldikten sonra bulursan servis bekle, parça bekle, nakliye öde, işçilik öde, sistemin çalışmadığı günlerin gelirini kaybet, üstüne bir de “Bu arıza garantiye giriyo mu?” kavgasına otur, sonra da dönüp “Ben bu işe niye girdim?” diye dizini döv.
İşte bizim memlekette bazen en büyük yanlış burada yapılıyo; yatırımcı üç kuruşluk fabrika testinden kaçarken, sahada milyonluk riski kendi cebine alıyo, sonra da kötü talih diyerek geçiştiriyo, halbuki bu talih değil, kötü hazırlanmış yatırımın kendi cezasıdır.
EN UCUZ BATARYA DEĞİL, EN UCUZ AKIL EN PAHALIYA MAL OLUR
“Kaç MW?”, “Kaç MWh?”, “Kilovat saati kaça geliyor?” diye sorup duranlara da şunu söylemek lazım; gardaşım, bu iş pazardan domates seçmeye benzemez ki yalnızca kilosuna bakasın, batarya günde kaç çevrim yapacak, ne kadar doldurulacak, ne kadar boşaltılacak, hangi sıcaklıkta çalışacak, verimliliği nasıl olacak, kapasitesi yıllar içinde ne kadar düşecek ve hangi iş için kullanılacak, bunların tamamı sözleşmenin içinde açık seçik duracak, çünkü bugün “Ben bunu enerji arbitrajında kullanacam” deyip yarın “Frekans regülasyonuna sokalım” dediğinde bataryanın buna uygun olup olmadığını, üreticinin bu kullanımı garanti edip etmediğini bilmiyorsan, elindeki pahalı konteyner bir anda yatırım aracından çok pahalı bir demir kutuya dönüşüverir.
Üstelik tedarik sözleşmesi başka konuşup uzun dönem servis sözleşmesi başka konuşuyosa, orada bi duracan gardaş, çünkü birinde performans bataryanın ucunda ölçülürken öbüründe şebeke bağlantı noktasında ölçülüyosa yarın biri “Ben öyle garanti vermedim” diyecek, öbürü “Sen verdin” diyecek ve iki şirket birbirinin üstüne sorumluluğu atarken yatırımcı ortada kalacak; parayı veren yatırımcı, riski taşıyan yatırımcı, zarar eden yine yatırımcı, ama sözleşmeyi hazırlayanların hiçbiri dönüp “Gardaş bunun hesabını kim ödeyecek?” diye sormayacak.
YİRMİ YILLIK YATIRIMI BİR İMZAYLA ÇÖPE ATMA GURBAN
Benim bu işten anladığım şudur gardaş; en ucuz bataryayı almak en ucuz yatırımı yapmak değildir, çünkü satın alırken ucuz diye sevindiğin sistem verimi düşük çıkarsa, kapasitesi çabuk düşerse, bakım masrafı büyürse, garanti maddeleri seni köşeye sıkıştırırsa ve sistemin çalışmadığı her gün para kaybettirirse, başta cebinde tuttuğun üç kuruşu sonraki yıllarda kat kat geri verirsin, üstelik o parayı verirken de “Ben bunu niye aldım?” diye kendi kendine söylenirsin.
Ben olsam bataryayı almadan önce sözleşmeyi önüme koyarım, “Ne garanti ediyon gardaş, nerde ölçüyon, arıza olursa neynicen, kapasite düşerse kim ödeyecek, verim düşerse hesabı nasıl yapacan?” diye tek tek sorarım ve cevabı açık değilse, karşılığı sözleşmede yoksa, ölçüm yeri belli değilse o imzayı basmam, çünkü yarın iş bozulduğunda “Ben öyle anlamamıştım” demenin hiçbir kıymeti kalmıyo; sözleşmede ne yazıyosa o konuşuyo, geri kalan bütün laflar da rüzgâr gibi uçup gidiyo.
Enerji depolama işi Türkiye için lazım, bunu kimse inkâr etmesin, güneşin, rüzgârın elektriğini doğru zamanda kullanmak için BESS önemli, amma teknolojiye güvenmek başka şey, yatırımın riskini yönetmek başka şeydir; yirmi yıllık işe girip bütün hesabı “Batarya zaten iyiymiş” lafına bağlarsan, yarın o batarya yorulduğunda, kapasite düştüğünde, gelir hesabın şaştığında seni teknoloji değil, kötü sözleşme döver.
Çünkü yarının kazananı sadece en eyi bataryayı alan olmayacak gardaşım; riski en eyi yöneten kazanacak.
Bizim Yörüklerin lafıyla son sözü de şöyle koyalım: Malı almadan hesabını yapacan gardaş; sözleşmeyi okumadan imzayı basmayacan, sonra da dağa çıkıp “Eyvah anam, ne ettik biz?” diye dövünmeyecen.
Kaynak: Intertek CEA – “Contracting, Audits and Operational Controls: How to Protect Your BESS Investment”, 18 Haziran 2026.


