MİSCANTHUS: BİZİM TOPRAĞIN DA BİR SÖZÜ VAR

Bazen insan susup dağın başına çıkası geliyo gardaş. Şöyle bi ovaya bakıyon, kurumuş tarlaya bakıyon, boş kalmış köye bakıyon… İçinden de tek bi laf çıkıyo; “Ula bizim toprağın suçu ne?”

Toprak duruyo. Güneş duruyo. Çiftçi duruyo. Ama umut yavaş yavaş çekilip gidiyo.

Ben Yörük adamıyım. Bizim oralarda toprak para demek değildir önce. Toprak ana demektir. Karnını doyuran, evladını büyüten, yağmur yağınca sevindiren, kuraklık olunca insanın yüreğini yakan şeydir. O yüzden toprağa bakınca ben sadece toprak görmüyom; dedemi görüyorum, keçilerimizi görüyorum, çadırımızı görüyorum, çocukluğumu görüyorum.

İşte onun için Miscanthus bana başka görünüyo.

Ben bunu bi bitki diye anlatmıyom gardaş. Ben bunu bizim toprağın yeniden ayağa kalkma ihtimali diye görüyorum. Dünyanın başka tarafında adam yıllardır ekiyo, biçiyo, işliyo. Enerji yapıyo, biyokömür yapıyo, yapı malzemesi yapıyo, hayvancılıkta kullanıyo. Biz hâlâ “olur mu olmaz mı” diye bakıyoz.

Ula denemeden nerden bilecen?

Çiftçiye bakıyon, adamın beli bükülmüş. Mazot ayrı dert, gübre ayrı dert, elektrik ayrı dert. Ektiği ürün daha başağa gelmeden borca yazılıyo. Sonra da “üret” diyoz. Vallahi insanın içi acıyo.

Ben diyorum ki, çiftçiye sadece tohum vermek yetmez. Umut vermek lazım. “Ürettiğini alacak fabrika var.” demek lazım. “Bu toprakta kazanç var.” demek lazım. Çiftçiyi yalnız bırakırsan, tarlayı da yalnız bırakmış olursun.

Miscanthus’un bana anlattığı en büyük şey şu; tarla artık sadece tarla değil. Tarla sanayinin kapısı. Tarladan çıkan ürün burada işlenirse, değer burada kalırsa, köyde ocak tüter. Genç çocuk “Ben şehre gitmeyecem.” der. İşte benim bütün derdim bu.

Biz yıllardır ham maddeyi gönderip işlenmişini geri alıyoz. Buna vallahi gönlüm razı olmuyo. Bizim toprağımız yetiştirsin, bizim insanımız işlesin, bizim memleket kazansın istiyom.

Burdur’un dağlarını bilen bilir. Yağmur bi sene gelir, bi sene gelmez. Toprak sabır ister. Ama toprağa sahip çıkarsan o da seni aç bırakmaz. Miscanthus’un toprağı koruması, yıllarca aynı yerde kalması, erozyonu azaltması bana bunun için kıymetli geliyo. Çünkü toprağı kaybedersen, yarın hiçbir şeyi geri getiremezsin.

Benim içimi en çok yakan şey köylerin sessizleşmesi gardaş. Eskiden akşam olunca keçi sesi gelirdi, çocuk sesi gelirdi. Şimdi kapılar kilitli, bacalar tütmüyo. Köy yaşlanıyo.

Ben istiyom ki bizim köyler yeniden gülsün.

Çiftçi toprağına küsmesin.

Gençler “Burada gelecek yok.” demesin.

Belki Miscanthus tek başına her şeyi değiştirmez. Ama bazen büyük değişim, küçücük bi tohumla başlar. Yeter ki biz o tohumu korkmadan toprağa atalım.

Ben artık bu memleket dışarıya bakmasın istiyom. Kendi toprağına baksın. Kendi çiftçisine güvensin. Kendi insanının emeğine sahip çıksın. Çünkü bu memleketin eksiği toprak değil gardaş… Bence eksiği biraz cesaret.

Yazımın sonunu bizim Burdur Sarıkeçililer’in sözüyle bitireyim.

“Yola çıkan yorulur, ama yola çıkmayan heç bi yere varamaz.”

Ben diyorum ki artık yola çıkalım gardaş. Yorulalım ama umutla yorulalım. Çünkü bu toprağın hâlâ söyleyecek çok sözü var.

You may also like...